Ana Sayfa Blog

2022 Temmuz – Eylül Kayıtdışı Alkol Tüketim Verileri

Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu olarak 2022 yılının üçüncü çeyreği için izleme faaliyetimizi sürdürürken beklentimiz bu periyodun görece sakin geçmesiydi. Bunun sebebi, Nisan-Haziran aylarını kapsamına alan ikinci çeyreğin aksine, içerisinde bulunduğumuz periyodun fahiş bir vergi zammına şahit olmaması, market fiyatlarının kapsamlı bir değişime uğramadan stabilliğini koruduğu bir çeyrek olmasıydı. Gelgelelim bu iyimser beklentimiz maalesef karşılık bulmadı. Bunun sebebi, 2022 senesine geldiğimizde artık alkollü içkilerden alınan fahiş vergilerden hareketle ürün fiyatı / vergi miktarı dengesinin %280‘leri bulmasının artık piyasadaki kırılmalara gerek olsun veya olmasın yıkıcı toplumsal etkilerini göstermesidir. Türkiye’de alkollü içkilerden tahsil edilen vergiler ve buna bağlı olarak yürürlüğe koyulan erişim kısıtlamaları öyle ölçüsüz bir boyuta ulaşmıştır ki, bu politikaların mutlak sonucu olan karaborsa faaliyeti artık bir istisna değil, normal durumuna gelmiştir. Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu olarak faaliyete başladığımız günden bugüne kurmaya gayret ettiğimiz denklem, alkollü içkilerdeki ölçüsüz erişim kısıtlamaları ve fahiş vergilerden oluşan yük ile halk sağlığına ve bireysel sağlığa ciddi bir tehdit olduğu gibi kamu maliyesi bakımından da ciddi sıkıntılar ihtiva eden kaçak/sahte içki karaborsası arasındaki ilişkinin altını çizmeye yöneliktir. Bu surette geldiğimiz noktada açıkladığımız verilerin dudak uçuklatıyor olması bir tarafa, şimdiye dek yayınladığımız veriler arasında da artan bir grafik seyrediliyor olması denklemin ne denli isabetli olduğunu bizlere göstermektedir. 2022 yılı Temmuz – Eylül Kayıtdışı Alkol Tüketim Verileri’ne göz atarken, yüksek vergi ve erişim kısıtlamaları sebep, sahte içki ise sonuç denklemini bir an için bile akıldan çıkarmamak gerekmektedir.

Platform olarak izlediğimiz 3 aylık verilerin periyodik toplamı, geçtiğimiz periyoda kadar 100 bin litre kaçak içki bandında olmuş olup bu çizgi uzunca bir süre korunmuştur. Geçtiğimiz periyotta %500’lük bir artışla neredeyse 700 bin litre’ye yakın kaçak içki ele geçirildiğinin kaydedilmesini, her ne kadar Mayıs ayında (Temmuz ayından öne çekilmek suretiyle erkenden) gerçekleştirilen ÖTV zammına bağlasak da, mesele artık yalnızca münferit bir ÖTV zammı olarak değerlendirilmekten çok uzaktır. Geçtiğimiz günlerde gerçekeleşen maliyet zamları ile birlikte bir şişe 70cl rakının fiyatı 400 TL‘ye dayanmış olup bu 400 TL’nin %70’i vergi olarak tahsil edilmektedir. Bu anlamda, içinde bulunduğumuz periyot, Mayıs ayındaki ÖTV zammından etkilenmemiş değildir. Karaborsanın normal konumuna gelmesi, bu anlamda sorunun genel olarak kamuoyuna yansıdığı üzere arada patlak veren birtakım tatsızlıklardan öte olduğunu işaret etmektedir. Anlamamız gereken odur ki, sahte içki karaborsası Türkiye’nin anlık bir gündemi değil, sürekli gündemidir. Ve ironiktir ki, konunun ciddiyetini biz ne kadar ifade etmeye gayret etsek de, konu o kadar savsaklanmakta, önlem alınması (veya alınması uğruna siyaset yapılması) bir o kadar geri plana atılmaktadır.

Sahte içki gündemi gerçek bir gündemdir. Anlık bir gündem değil, sürekli bir gündemdir. Geçtiğimiz üç ayda 12 vatandaş sahte içkiye bağlı zehirlenme nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Benzer şekilde, 18 vatandaş bu surette hastaneye kaldırılmıştır. Tüm bu istatistikler, sahte içki tehdidini ciddiye almak için yeterli değil midir, yoksa konuyu ciddiye almak için daha kaç vatandaşın hayatını kaybetmesi beklenmektedir? Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu olarak hazırladığımız veri, kamuoyunun karar alıcılara sorması gereken bu sorunun altını çizmek için bilimsel bir veridir.

Görmüş olduğunuz tabloda hem sorun hem de çözüm aslında gözler önündedir. Sorun, ele geçirilen kaçak içki miktarı ve buna bağlı olarak hastaneye kaldırılan / hayatını kaybeden vatandaş sekmelerinde düzenlenmiştir. Bir diğer önemli sorun ise ilk defa içinde bulunduğumuz periyotta tablolaştırdığımız vergi kaybı meselesidir. Alkollü içkilerde 6 ayda bir uygulanan otomatik vergi zammı her ne kadar devletin vergi gelirinde bir düşüşe yol açmamış, aksine her dönem yükselen bir grafik çizilmesine yardımcı olmuşsa da, karaborsa faaliyetinin yol açmış olduğu vergi kaybını minimalize etmek suretiyle vatandaşın sırtındaki vergi külfetini indirmek bizce en etkili çözüm olurdu.

Çözüm ise, fahiş vergiye ilişkin kısımda karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de, bu tablodaki her bir verinin kaynağı, alkoldeki vergi oranına ilişkin veridir. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde birçok polis operasyonu ile kolluğun duruma müdahale ettiği görülse de bu etkin bir çözümden uzaktır. Biz verilerimizde zaten polis operasyonlarından elde edilen çıktıları inceliyoruz. Verilerin çokluğu ise, en temelde o döneme ilişkin yapılan operasyonun çokluğu veya operasyonda ele geçirilen ürünlerin çokluğuyla istatistiksel olarak ilişkili. Gelgelelim bu ilişkiyi kabul ederken unutmamamız gereken iki önemli nokta var: 1-Felaketin görünmeyen yüzü olan operasyona uğramamış karaborsacılar halen daha faaliyetlerine devam ediyor, 2- İnsanlar maalesef hayatlarını kaybediyor. Bu anlamda, kolluk faaliyetinin karaborsaya karşı bir başarı elde ettiği tartışmaya açık olmasa da, etkin bir çözüm olmaktan çok ama çok uzaktır. Türkiye’de sahte içki karaborsasını bitirmenin yolu, karaborsayı vatandaş nezdinde makul bir alternatif olmaktan çıkarmaktan başka bir şey değildir. Bu da, ancak ve ancak alkoldeki fahiş vergi külfetini azaltmak suretiyle olabilir.

Tablodaki bu nedensellik ilişkisinin Türkiye’deki tüm karar alıcılar ve siyaset özneleri için bir yol haritası olmasını temennî ediyoruz. Hep tekrarladığımız bir diğer temennimiz ise, bir sonraki periyotta özellikle can kaybına ilişkin daha fazla veri kaydetmemeye ilişkindir. Umarız, etkin çözümler ortaya koyulur, umarız ki altını çizmeye gayret ettiğimiz nedensellik ilişkisi dikkate alınır ve nihayetinde özgür bir piyasa ve bilinçli bir tüketimin önü açılır.

Stadlarda Alkol Tüketimi Sorusu – Hakan Efe Gül

Özgürlüklerin peşindeki hikayemizin bugünkü konuğu Birleşik Krallık. Theresa May hükümetinde bir dönem spor bakanı olarak görev yapmış Tracey Crouch (Peter Crouch ile bir bağlantısı yok) geçtiğimiz yıllarda İngiliz basınına maç içerisinde alkol tüketimine dair son derece ilginç açıklamalarda bulundu. Yaptığı açıklamada Crouch, futbol maçlarında stadlarda alkol tüketimi yasağının kalkması gerektiğini savundu. Durum şu ki, İngiltere’de 1985’ten beri maç içerisinde koltuklarda otururken alkol tüketmek yasak. Bu yüzden de Crouch’un da belirttiği gibi insanlar, maç öncesinde veya devre arasında alkol tüketebiliyor[1]. Eski bakana göre bu durum devre arasında koşuşturmacaya ve kulüplerin alkol satışı gelirinden mahrum kalmasına yol açıyor.

Özellikle İngiltere gibi spor etkinliklerinde alkollü içki ve bilhassa bira tüketmeyi seven, hatta gelenekselleştirmiş ülkelerde böyle bir yasaktan dolayı stadyumda alkol satın alamamak eğlence kültürünü etkiliyor. Aynı zamanda kulüplerin bu talebe karşı arz getirmeleri zorlaştığı için de durum gelir kaybı olarak bilançolarına yansıyor. Crouch, özellikle alt liglerde oynayan takımların bu gelirle kendilerine güzel bir mali tablo oluşmasına engel konulduğunu ifade ediyor. Büyük kulüpler sponsorluklar, oyuncu satışları, turnuva ödülleri gibi birçok gelir kapısına sahipken küçük kulüpler, bu tarz stadyum içi satışlara bel bağlamak zorunda kalıyor.

Tabii ki de böyle bir yasağın isabetli olduğunu savunanlar da yok değil. Yasağın lehine argümanlardan birisi yasağın maç içi taşkınlıkları önleyeceği varsayımıdır. Evet, aşırı alkol tüketiminin birtakım rahatsızlık verebilecek olaylara sebebiyet vereceği savunulabilir. Fakat buradaki anahtar nokta aşırı kelimesindedir. Zira insanların çoğu sosyal içici olarak maç içerisinde bir veya iki bira içmek isteyeceklerdir. Sahaya alkol şişeleri fırlatmak isteyen kişileri, alkolsüz meşrubat şişeleri atmaktan alıkoyan bir durum yoktur. Ufak bir kitlenin sadece stadyumdan aldıkları alkol ile yaratacakları taşkınlıklara etkisi minimal düzeyde olacaktır. Fakat bu yasak, bir veya iki bira içmek isteyen çoğunluğun zevkine ket vurmakla beraber kulüpleri önemli bir gelir kaleminden yoksun bırakmaktadır. Bunların dışında da Manchester Üniversitesi’nde polis memurlarının röportajlarıyla da desteklenerek yapılan bir araştırmaya göre alkol yasaklarının maç günü taşkınlıklarına pek de olumlu bir etkisi olmadığı ortaya koyulmuştur [2]. UEFA turnuvalarında da benzer gerekçelerle stadyum içi alkol yasağı hala devam etmektedir.


Spor Müsabakalarında Alkol Tüketimi ve Finans

Amerika Birleşik Devletleri, bildiğimiz anlamda futbolun pek tutulduğu bir spor olmasa da diğer spor dallarındaki organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadır. En popüler sporlardan olan Amerikan futbolu, beyzbol ve basketbol hem profesyonel ligde hem college liglerinde oldukça takip edilmektedir. Virginia Tech Üniversitesi’nin spor dekanı ve direktörü olan Whit Babcock, bir röportajında Virginia Tech’de olmasa da eskiden çalıştığı Cincinnati’de kampüsteki tüm maçlarda bira satışına izin verildiğini ifade etmiştir. Ayrıyeten, Cincinnati’de çalıştığı süre boyunca alkol kaynaklı esaslı bir vukuatın yaşanmadığını da aktardı. West Virginia eyaleti ise, Amerikan futbolu maçlarında bira satışına izin vererek 500,000 $ civarında gelir artışına yol açmıştı. Minnesota, Huntington Bank Stadyumunda bira ve şarap satışına olanak sağlayarak 180,000 $ yıllık gelir artışı yakaladı [3]. Görünen o ki daha işlevsel güvenlik tedbirleriyle aşırı alkol tüketen kitlelerin yol açacağı taşkınlık önlenebilirken aynı zamanda stadyumlara ek gelir de sağlanabilir. Fakat yasak getirmek hem özgürlüklere müdahale olduğu gibi fahiş gelir kaybına da yol açmaktadır.

ABD’de yapılan bir araştırmaya da göre insanların ortalama %75’i hem stadyumda hem televizyonda maç izlerken alkol tüketmeyi seviyor [4]. Şayet ki alkol Türkiye’de olduğu gibi fahiş vergilendirilseydi bu durum yaşam tarzına dolaylı müdahale olduğu gibi aynı zamanda ciddi gelir kaybına yol açacaktı.


Referanslar

[1]: https://www.thetimes.co.uk/article/tracey-crouch-football-review-fans-set-to-be-allowed-to-drink-alcohol-in-their-seats-during-matches-x5rjm92kj

[2]: https://www.researchgate.net/publication/233455563_%27On_the_Lash%27_-_revisiting_the_effectiveness_of_alcohol_controls_at_football_matches

[3]: https://www.usatoday.com/story/sports/college/2014/06/22/beer-sales-college-football-basketball-games-campuses/10276865/

[4]: https://www.statista.com/chart/6489/alcohol-sport_-a-match-made-in-heaven/



1851 Maine Alkol Yasağı – Hakan Efe Gül


Amerika ve alkol yasağı dediğimizde akla ilk 1920-1933 arası federal alkol yasağı gelir. Amerikan Anayasasına 18. Değişikliğin (18th Amendment) ilanı ile başlayan bu süreç Roosevelt başkan olana dek sürmüştür. Hatta öyle büyük çaplı bir etki bırakmıştır ki Roosevelt’in bu yasağı kaldırma vaadinin ona seçim kazandıran hamle olduğunu söyleyenlerin sayısı hiç de az değildir. Fakat bu yazının konusu bu dönemden değil, bu döneme zemin hazırlayan en büyük yapıtaşlarından biri olan Maine eyaleti alkol yasağıdır. 1851’de yürürlüğe konan eyalet boyu alkol üretiminin ve satışının yasaklanması 1856’de senato raporu doğrultusunda geri alınana kadar çeşitli toplumsal problemlere yol açmıştır.

Neden Maine ve Neden Alkol Yasağı?

19.yüzyıl’da büyümeyen başlayan American Temperance Society (Amerikan Alkol Karşıtlığı Topluluğu) bu tarz yasaklarda en önemli rolü oynayan sivil toplum oluşumuydu. Sadece sivil halkın değil, bürokrasi ve yargıda da bazı figürlerin üyelik yaptığı bu topluluk, her geçen yıl daha güçleniyordu.

Öncelikle bu alkol yasağının temeline inelim. Alkol o dönemlerde büyük bir topluluk tarafından gerek dine aykırılık gerek ev içi şiddet gerekse de iş verimliliğinin düşmesi gibi konularla ilişkilendiriliyordu ve bu kesimlerce şeytanlaştırılmıştı[1]. Bu sebeptendir ki ATS’de birçok sayıda kadın, iş patronu ve dini figürler yer almaktaydı. Fakat biraz daha derine inildiğinde alkolü en çok tüketenlerin genellikle günlük dertlerinden biraz olsun nefes almak isteyen çalışan kesim ve bu kesimde önemli sayıda bulunan İtalyan ve İrlandalı göçmenlerdi. Bu yasağa karşı genellikle seslerini çıkaranlar da bu kesimdendi[2].

Bu yasağın kanuna geçmesinde en çok katkıyı yapan, o zamanlar hem Portland’ın hem de Maine Temperance topluluğunun başkanlığı yapan Neal Dow’dı. Neal Dow muhafazakâr (quaker) çevrede büyümüş ve alkole karşı yıllarca aktivist hareketlerde bulunmuştu. Bir şekilde yetki eline geçince de yılların eskitemediği radikalliğini kanun haline getirdi. Alkol yasağı döneminde çokça kez özgürlük düşmanlığıyla suçlanmıştı. Hatta kendisinin yabancı düşmanı (nativist) eğilimleri de yok değildi. Bir keresinde alkol yasağını savunurken yabancı asıllı vatandaşlarını suçlayıcı kelimeler kullanıyordu [3]. Çok geçmeden kendi yarattığı kaos ortamı kendini hedef tahtasına koydu ve bireysel özgürlüklerini geri almak isteyen birçok kesim protestolarla yasağa karşı koydu. Portland Rom İsyanı olarak da bilinen protesto, bu özgürlüğün açık ihlali olan yasağa karşı fitili yaktı. Protestolar polis şiddetiyle durduruldu ve bir kişi ölmüştü, Başkan Neal Dow ise ölen kişinin İrlandalı olup olmadığını sormuştu[4].

Yasağın Sonuçları

1856 yılında Eyalet Senatosu hazırladığı raporda bu yasağın Anayasa’ya aykırı olduğunu açıkça ilan etti ve yasak yürürlükten kaldırıldı[5]. Yasağın ekonomik boyutu ise Portland gibi bir liman kentinin alkol ticaretinin getirdiği gelirden mahrum kalmasıydı. Bu yüzden de tüm alkol üzerinden gelir kazanan tüccarlar, içki dükkanları ve barlar ekonomik olarak zarar gördüler. Tabii ki de alkole olan talep yasakla son bulmayacaktı. Kaçak getirilen alkoller lokal dükkanlar yerine mafya ve çetelere gelir kapısı olarak döndü. Ekonomik boyutu dışında da bu yasak denemesi Vermont, Minnesota, Kansas, North Dakota gibi eyaletlere de önayak oldu. Daha sonra da 1920’de yürürlüğe girecek olan alkol yasağının federal düzeyde uygulanmasının ilk adımlarını attı. Maine eyalet böylece “dry state” (ayık eyalet) kavramının ilk kullanıldığı eyalet oldu. Günümüzde ise eyalet boyu yasaklar olmasa da bazı eyaletlerin bazı küçük şehirlerinde alkol satışı yasak. Görüldüğü üzere sadece bir yerde denenen bir özgürlük ihlali geniş çaplı uygulamalara sahne olabiliyor. Maine eyaleti davası ise bize en ufak tavizin ne derece yasaklara sahne olduğunu gösteren güzel bir örnek.


[1] Co-Partnership/Death and Co,” from the archives of the Maine Historical Society, image accessed online at “http://www.mainehistory.org/rum-riot-reform/1820-1865/gallery1/index.html”.

[2] Henry Stephen Clubb, The Maine Liquor Law: Its Origin, History, and Results, Including a Life of Hon. Neal Dow Published by Pub. for the Maine Law Statistical Society, by Fowler and Wells, 1856.

[3] Armstrong, Lebbeus. The temperance reformation: its history, from the organization of the first temperance society to the adoption of the liquor law of Maine. [New York, Boston etc. Fowlers and Wells, 1853], Neal Dow, Quarterly Report of the Mayor of Portland (Portland: Published by the Mayor’s Office, September 1851

[4] Kobler, John (1993) [1973]. Ardent Spirits: The Rise and Fall of Prohibition. New York, New York: Da Capo Press. p.89

[5] REPORT OF THE COMMITTEE ON THE JUDICIARY RELATIVE TO THE SALE OF INTOXICATING LIQUORS.” Written in 1856. Document provided: http://legislature.maine.gov/lawlib.

Norveç’te Pandemi Tedbiri Olarak Uygulanan Alkol Yasağı ve Etkileri – Eva Grape

Norveçlilerin dünyanın en mutlu insanları arasında olduğu neredeyse herkes tarafından bilinir. Bilmeyenler için, Norveç 2017 yılında dünyanın en mutlu ülkesi olarak kabul edildi. O zamandan beri ilk üçteki sıralamasından yavaş yavaş uzaklaşarak 2020’ye kadar 5. sırada yer aldı, Finlandiya ise birkaç yıldır üst üste listelerin başında yer alıyor.

İskandinav halkı kısıtlamalardan en iyi şekilde yararlanma gibi sıra dışı bir beceriye sahiptir. Olumlu düşünce yapıları sayesinde Nordik halkı uzun kışlar boyunca gelişmeyi başardı. Kısacası, birkaç oryantasyon noktası kış depresyonu riskine karşı hepimizin aynı türden bir direnç geliştirmesine yardımcı olabilir:

  • Kros, kayak, paten, hatta koşu gibi sporları yapmak için açık havada zaman geçirmek;
  • Kötü hava koşullarına karşı nasıl giyinileceğini bilmek ulusal bir beceridir (kat kat yün harikalar yaratacaktır);
  • Mumları yakıp iyi bir kitapla sıcak bir battaniyenin altına sokulmanın saatlerce uzaklaşmak için mükemmel bir yol olduğu (koselig olarak bilinir) rahat uzun akşamları dört gözle beklemek.

Buraya kadar her şey yolunda. Norveçliler -diğer tüm İskandinav halkları gibi- sadece iyi değil, gerçekten harika bir şekilde zorluklarla başa çıkıyor gibi görünüyorlar, bu da dünyanın geri kalanının başarılarını biraz kıskanmasına neden oluyor.

Ancak bir an için gerçeklerle yüzleşelim ve alkolle olan ilişkilerine bakalım.

İskandinavya genelinde alkol, yasalar ve kısıtlamalarla ciddi ölçüde düzenlenmiştir. Özellikle Norveç, sarhoş olmak için en pahalı yerlerden biridir (en azından Avrupa’da). Alkol ve tütünün ne kadar pahalı olduğu düşünülürse, sokaklarda sigara içen sarhoş birini görmek sizi çok zengin biriyle karşı karşıya getirebilir.

Düşünün, Norveçlilerin en sevdiği hafta sonu aktivitelerinden biri (Covid-19’dan önce) İsveç sınırını geçerek alkol de dahil olmak üzere kendi ülkelerinden biraz daha ucuz olan farklı malları ithal etmektir.

Life in Norway’e göre, “Bir mağazanın açılış saatlerine bakılmaksızın, tüm süpermarketlerin alkol satabilecekleri saatler sınırlıdır. Hafta içi akşam 8’den sonra, Cumartesi günleri akşam 6’dan sonra ve Pazar günleri tüm gün, sadece lisanslı bar ve kulüplerin alkol satmasına izin verilir. İstisna olmaz, çünkü süpermarket kasalarının çoğu bu saatlerden sonra alkollü içecekleri kabul etmez.”

Yani esasında, bu Ocak ayında Avrupa’daki üçüncü enfeksiyon dalgası sırasında daha da katı kısıtlamalara tabi olan programın dışında, yalnızca restoran ve barlardan alkol satın alabilirsiniz.

Oslo bölgesi, geçtiğimiz hafta Covid-19’un yayılmasına karşı bir önlem olarak alkol yasağına ilişkin farklı tavsiyeler aldığından beri tartışmalarla karşı karşıya kaldı.Norveç’te İngilizce yayın yapan The Local’ın haberine göre, “Pazartesi günü Norveç Sağlık Müdürlüğü yasağın en az iki hafta uzatılmasını tavsiye ederken, Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü (NIPH) yasağın kaldırılmasını tavsiye etti.”

Bu sadece tartışmalı ve bir dereceye kadar kafa karıştırıcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda insanları bir arada durmaları gerekirken bölüyor. Birçok bar ve restoran sahibi, alkol satış yasağının bir sonucu olarak devasa miktardaki litrelerce alkolü borulara boşalttı:

Oslo’da birçok bar ve restoran işleten Noho Norveç’in başkanı Karl Henning Svendsen, E24 gazetesine verdiği demeçte, “Bugün 150.000 ila 200.000 Norveç kronu bira döktük” dedi.

Sonuç olarak, devlet tarafından işletilen alkol mağazası Vinmonpolet (Şarap Tekeli şeklinde tercüme edilir), bugünlerde alkol satın almak için tek seçenek olarak burayı gören bitmek bilmeyen insan kuyrukları topladı. Hunter VG’ye yaptığı açıklamada, uzun kuyruk süresinin insanları mağazalara erişmek için farklı belediyelere seyahat etmeye zorladığını ve bunun da Hükümetin “Oslo ve Follo bölgelerinde Vinmonopolet’i yeniden açma kararına yol açtığını […] bunun azalan hareketliliğin artmasına ve toplumda enfeksiyonların yayılmasına katkıda bulunacağını düşünüyoruz” dedi.

Çeviri: Maya Kurter

Yazının orijinali: https://medium.com/the-venting-machine/norwegian-alcohol-ban-during-covid-19-peak-and-its-effects-on-happiness-bea3fa579bfc

İspanya’da Ortalığı Karıştıran Alkol Yasağı İddiası – Hakan Efe Gül

Geçtiğimiz bahar aylarında İspanya kamuoyu yeni bir alkol yasağı iddiası ile çalkalandı. İddiaya göre Castille hükümeti restoran ve bar menülerinde alkollü içecekler bölümünü kaldırmayı planlıyordu. İspanya Sağlık Bakanlığı’na bağlı Estrategia en Salud Cardiovascular del Sistema Nacional de Salud (Toplum Kalp Sağlığını Koruma) bölümünün raporunda öne sürülen öneri en azından böyleydi. Böylece ortaya çıkan söylenti toplumda geniş yankı buldu. Öyle ki, Comunidad de Madrid (Madrid Özerk Bölgesi) ‘nin belediye başkanı Partido Popular (İspanya’nın Hristiyan Demokrat Partisi) üyesi Isabel Diaz Ayuso, olası bir yasağa nükteli bir twit attı ve bu gönderisi binlerce kez beğenildi. İçtiği bir kadeh şarabın fotoğrafını paylaşan Ayuso, fotoğrafa “Güzel bir şarap, tıpkı devlet büyüklerimizin yasaklamak istediği gibi…” ifadelerini düştü[2].

Peki İşin Gerçeği Ne?

Neyse ki bu yasak söylentiden başka bir şey değildi. Çok geçmeden Sağlık Bakanlığı açıklama yaparak herhangi bir yasağın söz konusu olmadığını sadece restoranlara önerilerde bulunacaklarını söyledi. Sağlık açısından hükümet tarafından da desteklenen “Akdeniz Diyeti” nin alkolsüz versiyonunu kalp sağlığını korumak açısından yaygınlaştırmak Sağlık Bakanlığı’nın bilinen amacıydı. Daha sonra da toplumdan gelen tepkiler üzerine raporun en son halinde menülerde alkollü içeceklerin yer almaması başlığı kaldırıldı[3]. Özgürlüğün tatbiki açısından İspanya halkı, her ne kadar doğru olmayan bir haberden yola çıksalar da devlet ve devlet organlarının herhangi bir şekilde özgürlüğe müdahalesine karşı hiç de fena olmayan bir sınav verdi.

İspanya’da Alkol Politikaları

İspanya krallığı 17 özerk bölgeden oluşan bir ülke. Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya gibi tam anlamıyla federal bir ülke olmasa da her özerk bölgenin neredeyse bir eyalet kadar yetkileri olduğunu savunmak pek de yanlış olmaz. Bu bağlamda merkezden alınan bir kararın pratiği zaman zaman özerk bölgelerde aksayabiliyor veyahut pek ciddiye alınmadığı durumlar oluyor gerek halk gerek bölge yönetimi tarafından. İspanya hükümeti ise bazı zamanlarda Avrupa Birliği’nin kararlarını uygulamak zorunda kalabiliyor.

Bunlardan birisi de marketlerde alkol satışının tıpkı Türkiye’de olduğu gibi 22.00’dan sonra yasaklanması. İspanya’da bu özerk bölgelerin takdirine kalmış bir durum. Balear Adaları, Extremadura, Valensiya gibi bölgelerde bu yasak uygulanıyor. Bunun haricinde turistlerin çok geldiği Mallorca ve Ibiza gibi yerlerde ise günde maksimum 6 alkollü içki satışı yasağı var. Bunun sebebini bölge yönetimleri turistlerin yol açtığı alkol sebepli tahribat olduğunu söylüyor. Eğer bir turist bu tarz yerlere geldiyse günde alabileceği alkol limiti ve belli yerlerde alkol alamamak gibi yasaklarla karşılaşacağını bilerek gelmek zorunda.

İspanya Avrupa genelinde alkolden en az vergi tahsil eden ülkelerden birisi. Tahsil edilen vergi, alkol oranı yüksek içkilerde 700 mililitre başına 2.69 € gibi oldukça düşük bir rakam. Avrupa’nın başaltı ülkeleri arasında en az vergi İspanya’da. İspanya’dan daha az vergi uygulayan ülkeler Romanya ve Bulgaristan gibi ekonomi ve bütçe anlamında İspanya ile yarışamayacak ülkeler. Bunun dışında 330 mililitre bira başına ise 3 cent vergi alınıyor, şarap için ise çoğu şarap ihraç eden Avrupa ülkeleri gibi vergi yok[4]. . Şarap marketinin zincirleme kümülatif değeri 10,7 milyar dolar, ülkenin toplam üretiminin yaklaşık %0,6’sına tekabül ediyor [5]. Bağcılığın en büyük müşterisi şarap üzerine yüksek bir vergi kalemi konsaydı bu değerin ne kadar aşağılara çekileceğini tahmin etmek güç değil. İspanya hükümeti, hem tüketicileri hem de üreticilerini amansız vergilerle aşağı çekmek yerine sosyal tüketiciliğin ekonominin önemli bir parçası olduğunu biliyor ve buna göre hareket ediyor.

Referanslar

[1]: https://www.20minutos.es/noticia/4991543/0/gobierno-limitar-consumo-alchol-carta-restaurantes/

[2]: https://twitter.com/IdiazAyuso/status/1519292992888135680

[3]: https://verifica.efe.com/sanidad-alcohol-bares-no-prohibicion-espana/

[4]: Libro Blanco sobre la Reforma Tributaria

[5]: https://www.globaldata.com/store/report/spain-wine-market-analysis/




İsveç’in Alkol Politikalarına Kısa Bir Bakış – Berkan Kizi

İsveç’te Alkole Erişim Engelleri

Bu yazıyı okuyan kimsenin 1991 yılında İsveç’te bir Systembolaget şubesinde olmak isteyeceğini zannetmiyorum. Systembolaget devlete ait içki mağazaları zinciridir ve İsveç sınırları içinde içki satışı yapma yetkisine sahip tek teşekküldür. 1995’deki Avrupa Birliği üyeliğinden önce yetersiz sayıdaki Systembolaget şubesi saatlerce bitmek bilmeyen uzun kuyruklara neden oluyordu ve alkoller içki dükkanındaki raflarda bile sergilenmiyordu. İstediğiniz alkolü almanın tek yolu, her alkole ait olan spesifik bir kodu bilmek ve içki dükkanında çalışan personelden istemekti. Ayrıca, içkiye uygulanan vergi İsveç’in AB üyesi olmasının üstünden 27 yıl geçmesine rağmen hala AB ortalamasının çok üstünde. Nitekim, İsveç’te 2019 verilerine göre Avrupa kıtasındaki 27 ülke arasında yıllık 7,1 litre kişi başına alkol tüketimi ile 24. sıradadır[1]. Yıllık 8,8 litre kişi başına alkol tüketimi olan Avrupa ortalamasının da altındadır.

İsveçlilerin AB üyeliğinden önce ülkeye 1 litre Fortifiye şarap, 1 litre damıtılmış içki, 4 litre şarap ve 16 litre de birayı gümrük vergisi ödeyerek getirmesine izin veriliyordu. Alkole yönelik uygulanan bu sıkı caydırıcı politikalar nedeniyle Güney İsveçliler arasında nispi olarak daha düşük fiyatlı olan alkolü satın almak için hala Danimarka ve Almanya’yı ziyaret etmek oldukça yaygındır. Bütün caydırıcı unsurlar dikkate alındığında, muhtemelen o zamanlarda alkolü kendi evinizde üretmenin daha az zahmetli olduğunu düşünürdünüz. Şimdilerde ise alkol politikalarında göze çarpan bir liberalizasyon trendi devam ediyor. Örneğin, 2004 yılından beri İsveçliler Avrupa Birliği içinde seyahat ederken artık ülkeye getirebilecekleri içkinin litresi Fortifiye şarapta 20’ye, damıtılmış içkide 10’a, şarap da 90’a birada 110’a çıkarılmıştır.

Alkol Politikalarında Liberalizasyon

1995 yılına gelindiğinde İsveç’in AB ye üye olması ile birlikte alkol üzerinde bir dizi reform politikası gerçekleşmiştir. AB’nin serbest piyasayı teşvik edici baskısı karşısında İsveç’in alkol politikalarında çeşitli yenilikler yapması bir zorunluluk halini almıştı. İlk yapılan yeniliklerin arasında sadece hafta içi saat 10.00 ile 19.00 çalışan Systembolaget’in cumartesi günleri de saat 15.00’a kadar açılması ve Paskalya, Noel gibi özel günlerde kapanış saatinin uzatılması yer almıştır. Bununla birlikte Systembolaget’in alkol sektörünü etkileyen en önemli yeniliği restoranlara uyguladığı perakende alkol satış tekelinin kaldırılması oldu. 1995 yılından beri restoranlar herhangi bir üreticiden veya ithalatçıdan istedikleri alkol ürünlerini satın alabilme haklarına sahiptirler. Bu gelişme, alkol satış ruhsatlarında kayda değer bir artışı beraberinde getirmiştir. 1985 yılında verilen alkol satış ruhsatı 2000 adet düzeyindeyken 2009 yılında yaklaşık 10.000 adet düzeyini bulmuştur. İkinci yapılan alkoldeki serbestleştirme politikası eğlence mekanlarının kapanış saatinin saat 03.00’dan 05.00’a esnetilmesi olmuştur. Bu uygulama Stockholm, Malmö, Göthenburg, Uppsala ve Helsingorg şehirlerinde gerçekleşmiştir. Kapanma saatlerinin uzatılması sayesinde Göthenburg yılda yaklaşık 200 konsere ev sahipliği etmektedir ve şehir artık muazzam müzik, restoran ve gece kulüpleriyle anılmaktadır.

Bir diğer ulus çapında yenilik alkollü içkilerin üretim, dağıtım, toptan satış, ithalat ve ihracatından sorumlu olan İsveç devletine ait Vin&Sprit grubunun ülke içindeki monopolünü kaybetmesi olmuştur. Bu gelişme ışığında Systembolaget’in ürün çeşitliliğinde ciddi sayıda bir artış gözlemlenmiş ve sadece 1995 yılında Systembolaget’e 18.000’den fazla ürün sunulmuştur[2]. Systembolaget sunulan ürünler arasından 1200 ila 1500’ünü satın alabilmiştir[3]. 1992 yılında Systembolaget 998 farklı ürün çeşitliliği sunabilirken 1996’nın sonuna gelindiğinde ise bu sayı 2609’u bulmuştur[4]. Ürün çeşitliliğinin artışını pozitif etkileyen önemli gelişmelerden biri de hiç şüphesiz ki medyada 2003 yılından itibaren alkol oranı %15’in altında olan içkilerin reklamlarının yapılmasına izin verilmesidir. Bununla birlikte, reklamların alkol kullanımının zararlarına değinen bir uyarı içermesi zorunludur. Her şeye rağmen 2003 öncesine kıyasla alkol politikalarında reklamcılığın artışı ile birlikte ifade özgürlüğünün ve müşterilerin satın alacakları ürüne dair haber alma hürriyetlerinin artığını söylemek pekala mümkündür.

Hurafeler

Alkol politikalarında liberalleşme karşıtı olanların en önde gelen tezlerinden biri alkol tüketiminin ölüm ve kaza oranlarını artıracağıdır. Yüksek alkol tüketimiyle trafikte kazaları arasında bir korelasyon olduğu ve ölüm oranlarını artırdığı doğrudur. Fakat, odaklanılması gereken nokta total olarak alkol alımının artması İsveç’te alkole bağlı ölüm ve yaralanma oranlarını artırdı mı? Kişi başına alkol tüketimi 1996 ve 2004 yılları arasında 8 litreden 10,5 litreye çıkmıştır[5]. Buna rağmen, 2004 yılından beri kişi başına düşen alkol tüketimi 2009’a kadar kademeli olarak düşüş göstermiştir. 2009’dan 2021’e kadar ise dalgalı bir grafik göstererek 8,5 litre seviyesine yükselmiştir[6]. Pek çok uzmanın aksine kişi başına düşen alkol tüketim miktarının artmaya devam etmediği açıktır. İsveç Ulusal Sağlık ve Refah Kurulu’nun 2010 tarihli “1987’den 2010’a Kadar Alkole Bağlı Ölümler Araştırmasında”, alkole bağlı olan ölümlerin zirve yaptığı yıl aralıkları 1987-1990 ve 1999-2002’dir[7]. Bilakis, genel trend son yıllarda sürekli düşüş göstermektedir. Alkole bağlı ölüm oranları alkol politikalarındaki liberalizasyona ve alkol tüketiminde son yıllarda görülen artışa rağmen 1980’lerdeki ölüm düzeylerinin oldukça altında seyretmektedir. Diğer bir hurafe ise alkol tüketimindeki artışın şiddeti artırdığıdır. 2010 yılında İsveç’te son bir yıl içinde alkol alıp kavgaya karışmış 15-80 yaş aralığındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payı % 2,3’e denk gelmektedir[8]. Yani 2010 yılında alkol alan bireylerin %97.8’i herhangi bir kavgaya karışmamıştır. Bu oran 16-29 yaş aralığında %89,8, 39-49 yaş aralığında %99,8 ve 65-80 yaş aralığındaysa %99,9’dur[9]. İlgili verilere baktığımızda alkole erişimin şiddet suçlarını artırdığı için kısıtlanması gerektiği argümanı itimat edilemeyecek bir argümandır.

Değerlendirme

Bu yazının asıl amacı İsveç örneğinden yararlanılarak alkol politikalarındaki liberalizasyonun sanıldığı gibi ölüm, yaralanma gibi negatif sonuçlara yol açmadan başarıyla uygulanabileceğini göstermektir. Kamu politikası yapıcılarının alkole karşı alışıldık tutumu genellikle paternalist bir yaklaşımla bireylerin alkol tüketimini azaltmaya yönelik düzenlemeler ve yasaklar koymaya yöneliktir. Bu politikaların arkasında yatan varsayım, bireylerin alkole erişimlerinin azaltılması veya bazı durumlarda yasaklanması halinde alkol tüketiminin azalacağı ve çeşitli yaralanma ve ölümlerin önleneceği varsayımıdır ki bu varsayım çoğu zaman yanlıştır. Bu raporda değinilen kısıtlamalar alkolün evde üretilmesine ve kayıt dışı ekonominin artmasına neden olan asıl faktörlerdir. Örneğin, İsveç’te 1995 yılında alkol politikalarında uygulanan liberalleşme ile birlikte evde içki üretimi ve içki kaçakçılığı neredeyse ortadan kalkmıştır. Bu durum Türkiye gibi yılda 2430 sahte ve kaçak alkol operasyonu yapılan bir ülke için yararlanılabilecek bir politika örneğidir10.

Sonuç olarak, İsveç’in alkol politikalarında uyguladığı liberalleşme hem ekonomik hem de bireysel özgürlüklerin arttırılması açısından pozitiftir. Alkol tüketimini azaltmak ve erişimini zorlaştırmak için iddia edilen argümanların asılsız olduğu geçtiğimiz yıllarda İsveç nazarında kanıtlanmıştır. Artık üstüne tartışılması gereken konu alkolün kısıtlanıp kısıtlanmayacağı değil, alkol politikalarının liberalizasyonuna nasıl devam edileceği olmalıdır.

Referanslar

[1]: Statista, Number of liters of alcohol consumed per capita in selected European countries in 2019, 2019 https://www.statista.com/statistics/755502/alcohol-consumption-in-liters-per-capita-ineu/

[2] Svensson, Mattias, “Alcohol A Successful Swedish Liberalisation”, s. 7.

[3] Svensson, a.g.m, s. 7.
[4] a.g.m, s. 7.
[5] a.g.m, s. 4.

[6] Public Health Agency of Sweden, Alcohol
https://bit.ly/3cvyHNu
[7] Alcohol-related deaths from 1987 – 2010. Source: National Board (2011), Causes of Death 2010, Chart 46, page 54.
[8] Svensson, Mattias, “Alcohol A Successful Swedish Liberalisation”, s. 19.
[9] A.g.m, s. 19.

[10] Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu, 2020 Yılı Türkiye Kayıt Dışı Alkol Tüketim Verileri, https://alkolpolitikalari.org/.

Kötü Örnek Mi, Zekice Bir Plan Mı? Japonya’nın Çok Konuşulan Alkol Kampanyası “Sake Viva!” Nedir?

Devletler, Kamu Politikaları ve Alkol

Bugün Dünya’nın birçok hükümetine “Alkol tüketimine yönelik bir politika benimseyecek olsanız tüketimi teşvik edici mi yoksa caydırıcı mı bir politika benimserdiniz?” sorusunu yönelttiğimizde alacağımız cevap nüfusa bağlı alkol tüketim oranının ne olduğu fark etmeksizin “Caydırmaya, azaltmaya” yönelik bir politika benimseneceği şeklinde olacaktır. Alkolün yasal bir tüketim ürünü olduğu pek çok ülke, geçtiğimiz senelerde gerek bireysel, gerekse kamusal alanda alkol tüketimini bir noktada kısıtlayıcı (pek çoğu için aslında dengeleyici) politikalar benimsemiştir[1]. Ancak bu kısıtlayıcı tutum, bazı ülkelerin kimi zaman regülasyonlarda bir adım ileriye gittiğini düşünsek bile, sosyal ve bireysel özgürlükleri tam anlamıyla gözden kaçırmadan, aradaki dengeyi gözetmek suretiyle uygulamaya konulmuştur. Öyle ki bugün yüksek alkol tüketim oranları kaydeden ve aşırı alkol tüketimine yönelik stratejik eylem planları hazırlayan pek çok Avrupa ülkesi, regülasyonların katılığı anlamında Dünya Sağlık Örgütü (DSO)‘nün politika önerilerinin çok gerisindedir[2]. Bu fark, etkin kamu politikası üretmenin yolunun aslında regülasyonlarla çözülmek istenen sorun ile çözüm arasındaki denge kurmanın gerekliliğinden gelmektedir. Nitekim kimi örneklerde regülasyonlar sözünü ettiğimiz denge ve ölçü fenomeninden uzak uygulanmaktadır ki düzenleme, sorunu çözmek şöyle dursun, sorunun ta kendisi hâline gelmektedir.

Baştaki soru örneğine geri dönecek olursak, alkol tüketim oranının ne olduğunun önemi olmaksızın pek çok ülke yönetiminin alkol tüketimini azaltıcı bir politika izlemeyi yeğleyeceğini kabul ettik. Bunun ardında kimi zaman sağlıksal, kimi zamansa kültürel birtakım gerekçeler olduğu şüphesiz. Gelgelelim şüphesiz olan bir diğer şey ise alkolün Dünya’nın kahir ekseriyetinde yasal surette tüketilen, üretilen ve satışa sunulan bir ürün olduğu gerçeğidir. Bu anlamda, alkol tüketimini azaltmaya yönelik politikalar başta bireysel sağlık olmak üzere uzun vadede olumlu sonuçların sinyallerini verseler de, kısa vadede elde edilen sonuç tarım, sanayi, turizm ve eğlence olmak üzere pek çok sektörü hatrı sayılır derecede negatif yönde etkileyeceği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle, alkol tüketimine yönelik politikalar benimsenirken bu değerler terazisi göz ardı edilmemeli, aşırı alkol tüketiminin bireysel sağlığa yönelik ihtiva ettiği tehditler yasaklayıcı kamu politikalarından önce zarar azaltma (harm reduction) politikaları ile ele alınmalıdır[3].

Ancak anlaşılan o ki her ülke, alkol tüketiminin bireysel sağlık boyutu ile ekonomik boyutu arasındaki ilişkiyi dünyanın geri kalanı kadar hafife almıyor. Bu ana dek yapmış olduğumuz açıklamalar, söz konusu problemin tek taraflı olmadığını daha iyi anlayabilmek adınaydı. Konumuz Japonya’nın “alkol atılımı” ise bu ikilimi ileride ders kitaplarına konu olacak derecede incelikle işleyen bir kamu politikası.

Japonya geçtiğimiz günlerde oldukça alışılmadık bir kampanyaya imza atmak suretiyle, ülkede özellikle genç popülasyonun alkol tüketimini teşvik edici bir proje duyurdu. Sake Viva! adı verilen bu kampanya, aslında, 20-39 yaş aralığındaki Japonya vatandaşlarının alkollü içkilerin ekonomik hareketliliğini artıracak projeler tasarlamalarını öngören bir yarışma. Yazının kalında, Japonya’nın alkol politikaları bağlamında Sake Viva!‘nın detaylarını ele alacak, ve değerlendirmelerde bulunacağız.

Japonya’nın Alkol Politikaları

Vergi geliri üzerinden bu karşılaştırmayı yaparken Japonya’nın alkolün vergilendirilmesi hususunda son derece cömert ve birey-odaklı bir politika güttüğünü ifade etmeden geçmemeliyiz. Japonya, alkollü içkilerden tahsil ettiği vergiyi son 30 yılda biri 2006 diğeri ise 2020 olmak üzere iki defa zamlamıştır (Türkiye’de alkollü içkilerden tahsil edilen verginin yasa uyarınca her altı ayda bir zamlandığını unutmayalım!)[4]. Ayrıca Japonya, alkollü içkilerin vergilendirmesinde yüksek alkollü içkiler (sake vb.) ile düşük alkollü içkiler (bira vb.) arasında hem oransal hem de vergi türü anlamında ciddi bir ayırım yapmaktadır. Bununla birlikte, Japonya, alkollü içkilerin vergilendirilmesine Dünyan’ın geri kalan ülkelerinde örneğine pek sık rastlanmayan bir ayırıma daha gitmektedir. Sake gibi yerli içkilerin yüksek alkollü içki sınıfında olmasından ötürü özellikle ithal şarap (ayrıca gümrük vergisine tabi olmasına rağmen) ile arasındaki fiyat farkını dengeleme amacıyla vergiler getirmekte, başka bir değişle vergi politikasında yerel üretim ve kültür ürünlerini öne çıkarmaktadır. Nitekim 2020 yılında gelen vergi revizyonunun gerekçesi de bu şekilde açıklanmıştır[5]. Vergi revizyonunu Vino Joy‘a değerlendiren Yasuda’ya göre, hükûmet, iki aşamalı bir strateji izlemektedir. 2020 senesindeki revizyonda, sakenin vergisi 120 yen/litre’den(litre başına 15.8 TL-2022 kuruna göre) 110 yen/litre’ye(litre başına 14 TL) indirilecek, vergisi 80 yen/litre (litre başına 10 TL) olan şarabın vergisi ise 90 yen/litre’ye (litre başına 11.9 TL) çıkartılacaktır. İkinci aşama ise, 2023 yılında her iki alkollü içkinin vergisini de 100 yen/litre’de (litre başına 13.2 TL) dengelemek olacaktır[6].

Japonya hükümetinin vergi politikasını anlamak, Sake Viva! planını anlamak için çok önemlidir. Neticede planın Ulusal Vergi Dairesi’nin planı olduğunu unutmamak gerekir. 2020 yılındaki vergi revizyonundan etkilenen bir diğer alkollü içki kalemi olan bira, örneğin, vergi zammı politikasının nahoş bir diğer örneğidir. Öyle ki, 2020 Ekim’inde gelen revizyonla daha düşük vergilendirilen bira-benzeri malt içeceklerin vergisi artarken 9.8 yen (1.30 TL) artarken , ortalama bir biranın fiyatı 7 yen (90 kuruş) azalmıştır[7].

Alkol tüketimi bakımından ise Japonya, oldukça ortalama rakamlar kaydetmektedir. DSÖ’nün 2018 verilerine göre Japonya’da yıllık kişi başı 8 litre saf alkol tüketilmektedir[8]. Birleşik Krallık‘ta 11.4 litre olan bu oran, Türkiye’de ise 2.03 litre‘dir[9]. Bu oranlar, regülasyon amaçlı vergilerin sorun-çözüm ilişkisi bakımından ne kadar gerekli ve ölçülü olduğunu göstermektedir.

Programda Amaç Tamamen Ekonomik

Sake Viva! projesi, 21-39 yaş aralığındaki Japonya vatandaşlarının yine bu yaş aralığındaki Japonyalıların yıllar içerisinde azaldığı gözlenen alkol tüketim alışkanlıklarını geri kazandıracak birtakım pazar stratejileri ve kampanyalar üretmesini öngörüyor. Gerçekten de, gündem olduğu üzere hükûmet, gençlere “Alkol tüketmiyorsunuz, ve bu bize zarar veriyor.” diyor, ve kendi çözümlerini kendileri üretmesi için onların önünü açıyor. Ancak dikkat çekmemiz gereken çok önemli bir nokta var ki, yarışmanın yürütücüsü genel anlamda hükûmet, bir bakanlık veya bir sivil toplum kuruluşu değil. Sake Viva! projesi, Japonya Ulusal Vergi Dairesi tarafından hazırlanmış bir proje[10]!

Burada kadrajı biraz daha genişletip, büyük resmi görmeye çalışmamız gerekiyor. Bir Japon hükümet yetkilisinin Times Now’a yapmış olduğu açıklamada, “Yerli alkollü içki pazarı başta değişen demografi ve yaşam tarzları ile yaşlanan popülasyon yüzünden dibe batmış durumda.” ifadelerini kullanıyor[11]. Bu açıklama, hükûmetin yerli içki pazarına olan düşkünlüğünün bir anlamda nişanesi olsa da, tavrın tüketim kültüründen öte pazar odaklı olduğunun da sinyalleri verilmektedir. Japonya gibi üretim ekonomisine önem veren bir ülkeye de zaten bu yakışırdı. Nitekim yarışmaya ismini veren sake de, yerli bir Japon içkisi ve kulağa doğrudan iç pazara yönelik bir çağrı hissini veriyor.

Hükümet yetkilisinin “değişen yaşam tarzları” olarak ifade ettiği kavramın üzerinde biraz durmak gerekir. Sake Viva!’nın tam anlamıyla ne olduğunu anlamamıza yardımcı olacak ipuçları barındırdığı şüphesizdir. Nitekim özellikle COVID-19 pandemisi ile etkilenen hayat tarzları, sosyalleşmeyi kökten etkileyecek bir toplumsal evrim sürecinin başlangıcıydı. Japonya, bu değişimden oldukça etkilenmiş bir ülke olacak ki, özellikle sosyalleşmesi en çok beklenen 20-39 yaş grubunun pandemi-sonrası(?) dönemde eski (belki de hiç kazanmadıkları) alışkanlarına geri dönme süreci oldukça sancılı geçmiş. Neticede sosyal boyutu ağır basan alkol tüketimi, hükûmet yetkilisinin de ifade ettiği üzere, ciddî bir düşüş yaşamış. Peki nereden mi anlıyoruz? Tabii ki vergi gelirlerinden!

Avrupa Birliği’ne göre Japonya “aşırı yaşlı” bir ülke, öyle ki ülkede yaşayan her 5 kişiden 1’i 65 yaşının üzerinde[12]. Bu da ülkenin genç popülasyonuna vergi külfetini sırtlamak, çarkları döndürmek adına ağır bir sorumluluk yüklüyor. İfade ettiğimiz hayat tarzı değişiklikleri ise en azından alkollü içki tüketimi bakımından Japon gençlerin, sırtlarındaki sorumluluğu yerine getiremediklerini gösteriyor. Buna göre, yüksek alkollü içkilerden tahsil edilen vergi geliri, 2020 yılında %9.1 oranında bir düşüş kaydetmiş, bu da Japonya için 110 milyar Yen (813 milyon $, 14.5 milyar TL) vergi kaybı anlamına geliyor[13].

Genç neslin ebeveynlerine oranla daha az alkol tükettiğini gösteren bir diğer veri ise, 1980 ile 2021 yılları arasında alkollü içkilerden tahsil edilen verginin tüm vergi gelirine oranını incelediğimizde karşımıza çıkıyor. Buna göre, 1980 senesinde Japonya’da alkollü içkilerden tahsil edilen vergi, devletin tüm vergi gelirinin %5‘ini oluştururken 2021 yılında bu oran %1.7‘ye doğru gerilemiştir[14].

İşte tüm bu ekonomik nedenler, Japonya hükümetini şapkayı önüne almaya sevk etmiştir. Neticede, yazının en başında bahsettiğimiz sağlık-ekonomi ilişkisinde terazinin bir kısmı aşağıda kalmış, ekonomi kısmını nasıl dengeleyebilecekleri konusunda kafa yormuşlardır.

Sağlık Boyutu Tamamen Göz Ardı Mı Edildi?

Yazı boyunca sözüne ettiğimiz sağlık-ekonomi dengesinde sağlık boyutunun Sake Viva! programında tamamen göz ardı edildiğini söylememiz pek de mümkün olmayacaktır. Elbette, bireysel ve toplumsal sağlık açısından birçok risk barındıran aşırı alkol tüketiminin, yalnızca ekonomik kaygılarla teşvik edilmesi, etik kaygılardan son derece uzak bir tutum olarak dikkat çekecektir. Gelgelelim Japonya için durum pek de böyle değil. Alkol tüketimine yönelik zarar azaltma prensiplerinin başını çeken “bilinçli tüketim” kampanyaları Sake Viva! için de geçerliliğini sürdürüyor. Plan, Ulusal Vergi Dairesi tarafından yürütüldüğü için her ne kadar Japonya Sağlık Bakanlığı programın koordinasyonuna dair organik bir katkıda bulunmadığını ifade etse de, program boyunca Vergi Dairesi ile çok yakın ilişkide olacağını ifade etmiştir [15]. Hatta Bakanlık, kampanyanın “bilinçli tüketim pratiklerini” göz önünde bulundurmak suretiyle ilerleyeceğinden herhangi bir kuşkusu olmadığını ifade etmiş, uzun vadede kampanyanın sağlık sorunlarını tetiklemesini beklemediklerini ilave etmiştir[16].

Peki Öyleyse, Sake Viva!’dan Ne Çıkarmalıyız?

Özellikle DSÖ’nün bireysel özgürlükler ve ekonomik pratikler göz önünde bulundurulmadan ortaya atmış olduğu politika önerileri, Dünya hükûmetlerini politika yapım süreçlerinde siya ve beyazlardan oluşan bir seçim yapmaya zorlamıştır. Oysa birçok kamu politikasında olduğu gibi, alkollü içkilere yönelik regülasyonlar da siyah ve beyazlardan mürekkep, yalnızca tek bir doğrunun ve tek bir yanlışın olduğu konular değildirler. Özellikle mesele sorun-çözüm ilişkisine geldiği zaman yasaklamak/kısıtlamak, çoğu zaman kolaya kaçmaktır. Zor, ancak mühim olan ise, sorunu çözmeye gayret ederken değerler dengesini göz önünde bulundurmak suretiyle, çözümü sorundan daha büyük hâle getirmemektir.

Aşırı alkol tüketiminin bireysel ve toplumsal sağlığa yönelik ihtiva ettiği tehditler tartışmasızdır, ve önlem alınması oldukça gerekli bir alandır. Gelgelelim bu durum, alkolün yasal bir tüketim ürünü olduğu gerçeğini örtmemelidir. Bu surette, önümüzdeki değerler çatışmasına baktığımızda, karşımıza çıkan en doğru çözüm, yasaklamaktan öte zarar azaltmak prensibiyle mümkün olacaktır.

Bugün Japonya’da uygulanan örnek, son derece ekstrem, tabiri caizse unorthodox bir pratiktir. Gelgelelim tüm Dünya’da üzerinde yeterince tartışılmadan geçilen bazı kabullerin karşısında olması açısından değerlidir. Nitekim Japonya, Türkiye’nin 3.5 katına yakın alkol tüketim oranı kaydetmesine karşın, Türkiye’den çok daha az oranda alkolü vergilendirmekte ve tüketicilere çok daha deregüle bir piyasa ortamı sunmaktadır. Sake Viva!dan öğrenmemiz gereken ders, böylelikle, politika yapımının siyah ve beyazlardan ibaret olmadığı, doğrunun ve yanlışın bir olmadığıdır. Çıkarmamız gereken ders, kamu politikalarının ezber ile değil, tartışma ve değerler terazisini tartma yoluyla oluşturulması gerektiğidir.

Notlar & Referanslar

[1]: Alkol tüketiminin oldukça yoğun olduğu Avrupa ülkelerinin regülasyonlar anlamında genel bir değerlendirilmesi için bkz. Berdzuli, N. vd., “Alcohol Control Policy in Europe: Overview and Exemplary Countries” International Journal of Environmental Research and Public Health 17 (21), 2020.

[2]: DSÖ’nün ve Avrupa Birliği Ülkelerinin alkol politikalarının karşılaştırılması için bkz. Dutch Institute for Alcohol Policy https://www.stap.nl/en/home/european-alcohol-policy.html ; DSÖ’nün alkole yönelik politika önerilerinin Türkiye ekseninde eleştirisi için bkz. Eroğlu, Ç. T. “WHO Consultation Response for Alcohol Regulations” https://alkolpolitikalari.org/yayinlar/who-consultation-response-for-alcohol-regulations/

[3]: Alkollü içkilere yönelik uygulanabilecek zarar azaltma politikalarına ve muhtemel etki ve sonuçlarına genel bir bakış atmak için bkz. Single, E. “Harm Reduction as an Alcohol-Prevention Strategy” Alcohol Health and Reserach World 20 (4), 1996.

[4]: Yasuda, M. “Japan to revise alcohol tax” Vino Joy https://vino-joy.com/2020/09/30/japan-to-revise-alcohol-tax/

[5]: Yasuda, A.g.e.

[6]: Yasuda, A.g.e.

[7]: Yasuda, A.g.e.

[8]: Lewis, L. vd., “Japan’s latest alcohol advice: please drink more” Financial Times https://www.ft.com/content/d660b8f9-7ef9-4b94-9cb4-fa20f7a9f725

[9]: World Bank Data Repository

[10]: Times Now, “Japan launches nationwide competition to encourage young people to drink more alcohol” https://www.timesnownews.com/viral/japan-launches-nationwide-competition-to-encourage-young-people-to-drink-more-alcohol-article-93650957/amp

[11]: A.g.e.

[12]: Taylor, C. “Why Japan is desperately trying to get young people to drink more alcohol” Fortune https://www.timesnownews.com/viral/japan-launches-nationwide-competition-to-encourage-young-people-to-drink-more-alcohol-article-93650957/amp

[13]: Taylor, A.g.e.

[14]: Taylor, A.g.e

[15]: Lewis, A.g.e.

[16]: Lewis, A.g.e.

Bi’ Dakika, Bira ile Fotoğraf Paylaşmak Da Mı Reklam Yasağı?

Türkiye, Tekel Bayiileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş’ı pandemi sürecinde uygulanan hafta sonu alkol satış yasakları ile tanıdı. Aybaş, söz konusu süreçte gerek bir vatandaş, gerekse bir işletme sahibi olarak birçok siyasî iradenin çıkarmaktan imtina ettiği sesi çıkartıyor, yersiz ve ölçüsüz niteliği platformumuz tarafından da sıkça işaret edilen alkol satış yasaklarına karşı bir direnç gösteriyordu.

Aybaş’ın bu zorlu süreçte kazandığı ün, Türkiye’de alkollü içkilerin maruz kalmış olduğu tüm kısıtlamalar dikkate alındığında, görmüş olduğu kamusal destek bir tarafa, onu maalesef bir kesimin hedef tahtasına oturtuyordu. Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu olarak gerçekleştirdiğimiz canlı yayınlara konuk olduğunda Aybaş, çeşitli sebeplerle sıkça ifadeye çağrıldığını, bunların ise hukukî olmaktan öte, caydırma amacıyla olduğunu dile getirmekteydi.

tekel bayileri platformu BAŞKANI ÖZGÜR AYBAŞ: “amaç, caydırmak.”

17 Ağustos Çarşamba günü Aybaş, Twitter adresinden yaptığı paylaşımda CİMER üzerinden gerçekleştirilen bir ihbar üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı nezdince yapılan inceleme sonunda idarî para cezasıyla cezalandırıldığını duyurdu. Cezanın gerekçesi ise birçok açıdan şoke edici. Aybaş’ın twitter adresinden yapmış olduğu bir paylaşımda bira içerken kullanmış olduğu bardakta bir bira markasının isminin gözükmesi alkol reklamı olarak değerlendirildi!

Özgür Aybaş’ın Twitter adresinden paylaştığı tebligat.

Söz konusu tebligatı ilginç kılan bir diğer nokta ise, cezanın gerekçesi olarak gösterilen kanunun münhasıran alkollü içkileri ilgilendiren 4250 sayılı İspirto ve İçkiler İnhisarı Kanunu yerine sigara ve tütün ürünlerini düzenleyen 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun‘un gösterilmesi.

Evet, Türkiye’de alkollü içkilerin reklam ve promosyonunu yapmak 4250 sayılı Kanun’da 2013 senesinde yapılan değişiklikten itibaren yasak. Ancak bu yasak, yalnızca ticarî kaygı güden reklam ve promosyonu kapsamına almıyor. Gerek mevzuat gerekse uygulamadan anladığımız üzere, Türkiye’de alkollü içkilerin reklam yasağı olarak adlandırdığımız konu, ticarî kaygı olsun veya olmasın alkollü içkilerin toplumsal görünürlüğünü ilgilendiren ve son derece geniş bir kapsama sahip bir konudur[1].

Türkiye’de reklam yasakları yalnızca ticarî reklamları değil, tüm kamusal görünürlüğü kapsıyor.

Bugünün Türkiye’sinde alkollü içkilerin reklam yasakları, alkol politikalarına ilişkin tartışılmaya en muhtaç konuların başında gelmektedir. Özellikle mevzuat ve uygulamanın belirsizliği, keyfî birtakım uygulamaların önünü açabilmekte, doğru uygulandığında bile ne denlî ölçülü olduğu tartışmalı olan reklam yasaklarını olduğundan da oldukça öte bir çizgiye taşımaktadır.

Şu tartışmasız bir gerçektir ki, Özgür Aybaş’a uygulanan ceza, gerçekten de ticarî bir reklam kaygısıyla hareket edilmiş olunduğundan ötürü uygulanmamıştır. Aybaş, tıpkı Türkiye’de alkollü içki tüketen milyonlarca insan gibi, içkisiyle bir fotoğraf paylaşmış ve bu fotoğraf üzerine yalnızca bardaktaki yazının bir markayı çağrıştırmasından ötürü alkollü içki reklamı yaptığı öne sürülmüştür. Dikkat etmemiz gereken noktaları özet hâlinde sıralamak gerekirse;

  • Reklam yasakları (eğer mutlaka uygulanacaksa) salt ticarî faaliyetleri kapsamalıdır. Konuya ilişkin uygulanan her türlü cezada gerek idarî gerekse adlî kurumlar, reklam niteliği tartışılan paylaşımın ticarî bir faaliyet olup olmadığını araştırmalıdır.
  • Türkiye tarihinde her zaman alkollü içkilerin reklamını yapmak yasak değildi. Bu surette reklam yasağının olmadığı bir dönemde üretilmiş belli promosyon ürünlerini reklam öznesi olarak değerlendirmek (üstelik söz konusu bir fiil-ceza ilişkisi ise) ne derece hukukîdir?
  • Ticari kaygı gütmediği açık paylaşımların reklam yasağı kefesine konulması, düzenlemenin oldukça geniş yorumlanması anlamına gelmektedir. Bu surette bir vatandaşın alkollü içkiyi gösterir paylaşım yapması idarî cezaya konu olabilecek midir? Olmasa dahi, bu korku, benzeri paylaşımların yapılması yönünde bir çekince gündeme getirecektir. Bu çekince ise, hak ve özgürlüklerin tatbiki anlamında bir oto-sansür demektir.

Tüm bu değerlendirmelerle birlikte, Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş’a uygulanan idarî para cezasını ölçüsüz buluyor, bu ve benzeri ceza ve kısıtlamaların bireysel ve sosyal özgürlüklere verebileceği zararın yetkililer ve karar alıcılar tarafından incelikle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Notlar

[1]: Konuya ilişkin detaylı değerlendirme için bkz. Eroğlu, “Türkiye’de Alkollü İçkilerin Reklam Yasağına Genel Bir Bakış” https://alkolpolitikalari.org/yayinlar/turkiyede-alkollu-ickilerin-reklam-yasagina-genel-bir-bakis-cagin-t-eroglu/

Hindistan Dosyası: Alkol Yasakları Gerçekten İşe Yarıyor Mu? – Aashish Shrivastava*

Alkol yasakları hedeflenen kazanımlarının hiçbirini yerine getirememekle beraber önemli miktarda gelir kaybı, polis hizmetlerinde gerileme ve feragat edilen kamu servislerinden dolayı halka yüksek maliyetlere sebep oluyor.

Gujarat Eyalet Başbakanı Vijay Rupani, alkolün yasak olduğu eyalette son iki yılda iki milyar beş yüz yirmi milyon Hindistan Rupisi değerinde alkol ele geçirildiğini açıkladı. Gujarat’da alkol üretimi, satışı ve tüketimi birkaç lüks otel ve yabancılar istisna olmak üzere yasaklanmış durumda.

Eğer Başbakan açıkça iki milyar beş yüz yirmi milyon Hindistan Rupisi değerinde alkol ele geçirildiğini kabul ediyorsa, gerçek meblağın çok daha yüksek olması olası. Sonuçta hükumetler nadiren olumsuz verileri tam halleriyle açıklarlar. Ayrıca, eyalette hükumetin bulamadığı veya ele geçiremediği çok daha fazla kaçak içki bulunıyor olması da mümkün.

Devletin neden alkol üretim ve tüketimini kontrol etmenin tek yolunun neden yasaklar olduğunu düşündüğü bir merak konusu. Yasaklardan sonra ciddi miktarda alkol ele geçirildi ve piyasada kaçak alkolün ulaşılabilirliğini hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğiz. Bir ürünü yasaklamak insanları o ürünü tüketmekten alıkoymaz, sadece piyasayı karaborsaya iter, ürünün fiyatı arttıkça suç örgütleri için kârlı bir sektöre dönüşür. Yasaklar ayrıca karteller ve suç çeteleri de yaratır.

Alkol Yasaklarının Yan Etkileri

Alkol yasaklandığında, üreticiler tüketicinin kendilerini polise şikayet etmesinden korkmaksızın ürettikleri içkilerin içine farklı maddeler karıştırabilirler. Alkol zehirlenmelerinin en çok yaşandığı eyaletlerin hükumetin alkolü yasakladığı eyaletler olması bir rastlantı değil. İnsanların kendileri de kanunu çiğnedikleri için suçlulardan şikayetçi olamadıkları Gujarat ve Bihar’da yüzlerce insan hayatını kaybetti. Basitçe yasak koymak bir çözüm değil.

Hindistan’da alkol satışından elde edilen vergiler kamu gelirinin yaklaşık çeyreğini oluşturuyor ve Gujarat alkol yasağından dolayı yıllık yaklaşık yüz milyon Hindistan Rupisi kaybediyor. Eyalet hükumetleri alkol yasaklarını belli seçmen gruplarını memnun etmek için koyuyor. Hükumetler ayrıca suç oranını azaltma, trafik kazalarını önleme ve kamu sağlığını iyileştirme gibir farklı sebepler de öne sürüyorlar. Fakat bu hedeflere çok nadiren ulaşılabiliyor.

Suç oranı azalmanın aksine genellikle artış gösteriyor çünkü suç örgütleri kaçakçılık yapmaya başlıyor. Sağlık sonuçlarında bir fark gözlenmiyor. Yasaklar insanları içmekten alıkoymuyor, sadece onları illegal yollarla içmeye itiyor. Trafik kazalarıyla ilgili veriler ise şaibeli, alkol yasaklandığında trafik kazalarının azaldığını gösteren istatistiksel bir kanıt bulunmuyor.

Üstüne, yasaklar kanun ve nizam yönünde de zarar yaratıyor. Polisler, tecavüzcü ve katilleri yakalamak için kullanabilecekleri kısıtlı kaynaklarını alkol kaçakçılarını yakalamak için kullanıyorlar. Mahkemeler artan dava sayılarının yüklerini çekiyorlar. Patna Yüksek Mahkemesi yakın zamanda Bihar hükumetini 2016’da yürürlüğe konan alkol yasağıyla ilgili açılan iki yüz bin dava ile mahkemelerin işleyişini yavaşlattığı için kınadı.

Sonuç olarak, alkol yasakları hedeflenen kazanımlarının hiçbirini yerine getirememekle beraber önemli miktarda gelir kaybı, polis hizmetlerinde gerileme ve feragat edilen kamu servislerinden dolayı halka yüksek maliyetlere sebep oluyor.

Çeviri: Buse Kaplan

*Yazının orijinali: https://spontaneousorder.in/do-liquor-bans-actually-work/

Hindistan, Bihar’da Altı Yıllık İçki Yasağı – Mirror Now

Bihar likör yasağı: Bihar Başbakanı Nitish Kumar, 2016’da Bihar’da uygulanan yasaktan bu
yana 15 milyondan fazla insanın likörü bıraktığını iddia etmektedir.


Patna: Son altı yılda Bihar’da yüzlerce insan sahte içki içtikten sonra hayatını kaybetti ve yüz
binler 2016’da getirilen içki yasağını ihlal ettikleri için tutuklandı. Bütün bunlara rağmen, Bihar
Başbakanı Nitish Kumar, verdiği kararlardan geri dönmemekte ve içki tüketenleri ‘günahkar
olarak adlandırmakta ısrarcı. Bihar hükümetinden alınan veriler, Nisan 2016 ile Şubat 2022
arasındaki son altı yılda 445 bin 165 kişinin tutuklandığını belirtiyor. Hükümet yetkilileri ayrıca
6 yılda 20 milyon litreden fazla yasa dışı içki ele geçirdi.


İçki yasağı kanununa sıkı sıkıya bağlı olan Nitish Kumar, Times of India’da yer alan bir
habere göre, yasağın yürürlüğe girmesinden bu yana 15 milyondan fazla kişinin içkiyi
bıraktığını belirtmiştir.


Bununla birlikte, sahte içki trajedisinde yüzlerce ölüm, yasanın etkin bir şekilde
uygulanmasıyla ilgili soruları gündeme getirmiştir.


Bihar’ın 13 ilçesinde son 12 ayda meydana gelen sahte alkol trajedisinde en az 158 kişi
hayatını kaybetmiştir. Sosyal aktivist Shilpi Singh’den alıntı yapan rapor, köylerdeki yoksul
insanların çürük pirinç ve diğer tahılları kullanarak köy yapımı likör tükettiğini belirtmiştir.
Shilpi, insanların pirinç likörü tükettiğinde akşam yemeği için aç hissetmediklerini belirtmiştir,
insanların pirinç likörünün sağlığa yönelik tehlikelerinin farkında olmadığını ve bu nedenle
sahte likör trajedilerine av olduğunu söylemiştir.


Geleneksel likör yapılırken, fermantasyon sırasında metil alkol oluşmaktadır. Bu, vücutta
toksinlerin salınmasına neden olarak böbrek ve karaciğer hasarına yol açar ve diğer
organlara da zarar verir. Bu nedenle, sahte alkol tüketimi ölümlere yol açabilmektedir.
Raporda ek olarak Aryabhatta Bilgi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Dr Rajiv Ranjan’dan
alıntı yapılmıştır.


İçki yasağı dünya çapında tartışmalı bir konu olmaya devam etmekte ve uygulanması
sorgulanabilir niteliktedir.

Bihar İçki Yasağı Tam Bir Başarısızlık Oldu – Prashant Kishor

Prashant Kishor, Bihar hükümetini hedef alarak, Twitter’da eyalette içki yasağının etkin bir
şekilde uygulanmasını sorgulayan bir anket düzenledi.


Patna: Seçim stratejistiyken politikacıya dönüşen Prashant Kishor Perşembe günü Bihar’daki
yasağın tamamen başarısız olduğunu, ancak Başbakan Nitish Kumar’ın “bu gerçeği kabul
etmek istemediğini
” söyledi.


Bay Kishor, Pazartesi günü Vaishali bölgesindeki Hajipur’da ‘Jan Suraaj’ kampanyasının bir
parçası olarak bir toplantıda, “Bihar’da içki yasağının uygulanması tamamen başarısız oldu.
Bihar alkolsüz bir eyalet olmasına rağmen, isteyenler buradan rahatlıkla likör alabilirler. Bu
nedenle, Bihar’daki yasak tam bir başarısızlık oldu.
” sözlerini kullandı.


Ancak Bihar başbakanı “bu gerçeği kabul etmek istemiyor” diye ekledi.


Seçim stratejisti Perşembe günü Twitter’da eyalette içki yasağının etkili bir şekilde
uygulanmasını sorgulayan bir anket düzenledi. Bay Kishor, katılımcılardan, “Bihar’da likör
yasağı tamamen başarısız oldu” ifadesine “evet” veya “hayır” yanıtı vermelerini istedi.
Sosyal medya kullanıcıları bu anketle ilgili görüşlerini bildirmeye başladı.


Eyalet hükümeti 5 Nisan 2016’da IMFL dahil olmak üzere eyalette içki üretimini, ticaretini,
depolanmasını, taşınmasını, satışını, tüketimini yasaklamış ve şimdiye kadar birçok defa
değiştirilmiş olan 2016 Bihar Yasağı ve Tüketim Yasası’nın ihlal edilmesini cezalandırılabilir
suç haline getirmiştir.

Çeviri: Doruk Şahin